30 Kasım 2013 Cumartesi

Yardım Edemem / I Can't Help

Tutsakken nasıl seni kurtarabilirim?
Bir yük taşıyorken nasıl seni hafifletebilirim?
İçimde hiç umut kalmamışken nasıl sana umudunu kaybetme diyebilirim?
Gözlerimden yaşlar akarken nasıl seni ağlamamaya ikna edebilirim?
Gülmüyorken nasıl gülmeni isterim?

Mutlu değilken nasıl seni mutlu edebilirim?



How can I set you free when I am imprisoned?
How can I make you lighten when I am a burden?
How can I tell you don't lose your hope when I don't have any hope at all?
How can I convince you to not cry when I am crying a river?
How can I want you to laugh when I am not laughing?

How can I make you happy when I am not?

Afrika / Africa

Zayıf halkalar kopsun ve yok olsun istediler. Güçlendirmek adına bir şey yapmadılar. Dünya yeterince kalabalıktı zaten. Tüm gözardılara rağmen sayıları sürekli artıyordu. Onları suçladılar yoksul oldukları, kafaları çalışmadığı ve kendilerini koruyamadıkları için. Sömürülerin ardından kıtanın posası çıktı. Kimse artığı görmek istemiyor. Herkes onlar yokmuş gibi davranıyor.



They wanted weakest links to break off and vanish. They did nothing in the name of strengthen. The world was already crowded enough. Despite all the ignore they keep increasing in number. They blamed them for being impoverished, not thinking and can't defending theirselves.After the exploitation the continent get squeezed almost to death. No one wants to see they leftover. Everyone pretends like they don't exist.

29 Ekim 2013 Salı

Ne Yapmalıyım Bilmiyorum / I Don't Know What To Do


Nerede hata yaptığımı söylemedin. Hatalarımı düzeltemedim. Ders aldım yine de tam öğrenmiş hissetmedim. Şifreli mesajların vardı ama ipucu yoktu. Duygularını belli etmedin. Anlamamı bekledin, ama anlayıp anlamadığımı sormadın. Motivasyonum yoktu. Başaramadım. 

Tecrübesizim. Yalnızım. Senin gibi. Ne yapmalıyım bilmiyorum.



Y
ou haven't told me where was I wrong. I couldn't fix my mistakes. I learnt a lesson, however I didn't feel like I learnt clearly. You had cryptic messages, but there was no clue. You didn't proclaim your feeling. You wanted me to understand, but you never asked did I understand or not. I had no motivation. I couldn't make it.

I am inexperienced. I am lonely. Just like you. I don't know what to do.

14 Ekim 2013 Pazartesi

Karamsar / Pessimist

Hayal mi görüyorum? Yoksa gerçekten karanlığa mı bakıyorum?


Am I dreaming? Or else, am I really staring into the darkness?



Beklenti / Expectation

Beklemekten vazgeçtim. Hazırlıksız yakalanmak istiyorum. Ne ile karşı karşıya olduğumu bilmek sorunu çözmeme yetmiyor. Artık çiçek toplamıyorum. Ellerimde kalanlar soldu. O beklemeli.



I gave up on waiting. I want to be caught unprepared. Knowing that what I am facing is not enough to solve the problem. I don't pick flowers anymore. What left in my hands became pale. She has to wait.

20 Ağustos 2013 Salı

Kusmuk / The Puke

İçini dök dediler. İçimi döktükçe tekrar doldu. Daha hızlı doldu. Eserlerime bakmaktan yoruldum. Asla temiz kalamayacağım.

They said bare your soul. When I bared it get filled again. It get filled faster. I am exhausted because of looking to my creations. I'll never stay clean.

4 Ağustos 2013 Pazar

Duvarlara Kitap Okumak / Reading Books To The Walls

İstersen dünyanın en güzel kitabını oku. Onlar anlamadıktan sonra ne anlamı var ki?



Read the most beautiful book in the world if you wish. But, what's the point if they don't understand?


31 Temmuz 2013 Çarşamba

İnce Tabaka / Thin Layer

Mutlu olduğumda taşıdığım tüm yükleri taşıyabiliyorum. Bazen yüklerin farkında bile olmuyorum. Lakin, ani bir mutsuzlukta denge bozuluyor. İnce tabaka çöküyor ve tüm yüklerin altında kalıyorum. Nefes alabileceğim ana kadar.



When I am happy, I can carry all the burden. Sometimes I am not even aware of the burden. However, in a sudden unhappiness it become unbalanced. The thin layer collapses and I get buried under the whole burden. Till the moment I could breathe again.

Pembe Yatak / The Pink Bed

Pembe bir yatağın hayalini kuruyordu yalnız prens. O yatağın sahibi güzel prenses kalp atışlarını hızlandırıyordu. Güç ve yönetmek umurunda değildi. Mutlu olmak istediği yer prensesin yanıydı. Uyanık olduğu her zaman yanında olmayı, onu mutlu etmeyi, onunla öpüşmeyi ve sevişmekten bitkin düşünce beraber uyumayı istiyordu. Ona sarılarak huzurla uyanmayı istiyordu. Uyanmak için bir nedene ihtiyacı vardı.

Pembe bulutlarında dünyadan uzakta yaşayan bu sevgi dolu çiftin hikayesi yazılmıştı. Sadece karakterlerin adları konmalıydı.


Prince was dreaming of a pink bed. Beautiful princess, the owner of the bed, was causing his heart racing. He didn't care about power and domination. The place he wants to be happy was near to princess. He was wanting to be with her when he is awake, making her happy, kissing her and sleeping together when get tired after making love. He was wanting to wake up with peace while hugging her. He was needed a reason to wake up.

Story of this lovely couple who lives far away from earth in their pink clouds was written. Only names of the characters had to be given. 

27 Temmuz 2013 Cumartesi

Zehir / Poison

Dışa vuramadığım duygular içimde birikip beni zehirledi. Panzehiri bulamadım ve mecburen zehrimin müptelası oldum. İçten içe öldüm. Yüzüm gülüyor artık.
The emotions that I can't express, accumulated inside and poisoned me. I couldn't find the antidote and compulsory I got addicted to my poison. I died inwardly. Now my face is smiling.

Müzik / Music



Sinek vızıltılarını temizlemek için sineklerden kurtul. Terini sil. Suyu sonuna kadar aç ki yıkasın seni. Arın.

Bırak notalar çeşni yapsın. Müzik doyursun ruhunu. Sözler sindirilsin. Kulağına fısıldayan biri olsun. Bir bayan belki de. Hoş sesiyle içine işlesin. Belki asla sevişemeyeceksin ama kulaklarına orgazm yaşatacak. O olmadığında başkalarını dinle. Arkadaşlık etsinler sana. Kulaklıklar gömülü oldukları yerden çıksın. Amfilerin tozu silinsin.

Savaşarak sevişme zamanı.

To clean fly buzz, get rid of flies. Try your sweat. Turn on the water to the end so it could wash you. Be purified.

Let the notes make spice. Let the music fills your soul. Let the lyrics be digested. Let it be someone who whispers to your ear. A woman maybe. Let her beautiful voice chills you to the bone. You might never have sex with her, but she will make eargasm to your ears. Listen somebody else when she is not there. Let them be friends of you. Let the headphones take out from buried grounds. Let the amps' dust be cleaned.

It's time to make love with fighting.

21 Haziran 2013 Cuma

Sevememek / Can't Love


Kırık bir saat kadar sessiz kalbim. Atmıyor artık.

My heart is as silent as broken clock. It doesn't beat anymore.

20 Haziran 2013 Perşembe

Sorun Değil / It's Allright



Benimle konuşmanıza ihtiyacım yok. Beni dinlemeseniz de olur. Hep yanımda olan biri var zaten.

I don't need you to talk with me. It's ok if you don't wanna listen to me. I already have someone who is with me all the time.

17 Haziran 2013 Pazartesi

Şimdi Onlar Düşünsün / Now Let Them Think



Sevgiye uzak kalanları pişman edecek kadar çok seveceğim seni.

I am gonna love you so much to make those who stay far away from love regret.

14 Haziran 2013 Cuma

Okumak / Reading



Kendi sesinle okumak, yazarı dinlemekten daha etkilidir.

Reading with your own voice is more effective than listening the writer.

Ekranın Gücü / Power of The Screen



Son model bir spor araba süremezsin. Hawaii sahillerinde güneşlenemezsin. Bir top modelle ilişkin olmaz. Yeşil dolarların olmaz. Lüks bir malikanede şömine karşısında viski içemezsin. Dünya turuna çıkamazsın. Michelin yıldızlı bir restoranda yemek yiyemezsin.

Ama izleyebilirsin.

You can't drive a top model car. You can't take a sunbathe in Hawaii beach. You can't have a relationship with a top model. You can't have green dollars. You can't drink whiskey in front of a fireplace. You can't  go on a world trip. You can't eat meal in a Michelin star restaurant.

But you can watch.

8 Haziran 2013 Cumartesi

Bir Kalbi Tutmak / Holding A Heart



Yalnızlığımı paylaşabilir misin? Buna değer misin bilmek istiyorum.

Can you share my loneliness? I wanna know if do you worth that.

26 Mayıs 2013 Pazar

Metre Farkı / Meter Difference




İkimiz de sığ değiliz. Yine de birbirimizi anlamıyoruz. Farklı bir okyanusun farklı bir derinliğindesin sen. Bazen aynı yerde ve derinlikte olabiliyoruz. İşte o zaman sana dokunabiliyorum. Öbür türlü seni sadece izlemekle yetiniyorum.

Both of us are not swallow. Still, we can't understand each other. You are in a different depth in a different ocean. Sometimes we can be in the same place and depth. Then I can touch you. Otherwise I can only watch you.

Uzaylı / Alien


Hayallerim var. Yıldızlara bakıp düş kurabiliyorum. Buraya ait değilim. Evim orası. Olmadığım yer. Doğduğum gezegen.

I have dreams. I can dream when looking up the stars. I don't belong here. There is my home. The place where I am not there right now. The planet I was born.

25 Mayıs 2013 Cumartesi

Umutsuzluk / Hopelessness



Sanki her şey çok güzelmiş gibi, neden her geçen gün daha kötü yapıyorsunuz?

As if everything is beautiful, why every passing day you are doing worse?

22 Mayıs 2013 Çarşamba

Muhafazakârlık / Conservatism

Geçmişte yaşayıp, gelecekten uzak durmak. Eski evinde oturup, yeni dünyalara kapı açmamak. Çürüyene kadar aynı adetlere bağlı kalıp, yenilerini almamak.

Living in past, being far away from reality. Living in your old house, not opening door to new world. Sticking to same customs till it rot, not getting the new ones.

20 Mayıs 2013 Pazartesi

Kesikler / Cuts

Yargı ve önyargının çapraz ateşinde kaldım. Yalnızlıktan daha derinde yatıyor ruhum. İç kanama geçiriyor.

I was caught in the crossfire of fair judgement and prejudice. My soul is buried deeper than my loneliness. It's internally bleeding.

19 Mayıs 2013 Pazar

1080p



Çözünürlüğümüz yükseldikçe içeriğimiz kalitesizleşti. Kan daha kırmızı, gözyaşları daha ıslak, sperm daha beyaz oldu. Daha iyi görüp, işitebildiğimiz ama hissedemediğimiz bir evren yarattık. Siyah-beyaz iken daha mı saftık biz yoksa?

When our resolution get increased, our substance got dis-improved. Blood became redder, tears became wetter, sperm became whiter. We created a universe that we can see and hear better, but can't feel. Were we purer when we were black-white?

Cinayet / Murder

İntihar etmekle uğraşma. Seni bu dünyadan kurtaracak katillerin olacaktır.


Don't spend time with suicide. There will be your murderers who'd save you from this world.

18 Mayıs 2013 Cumartesi

Derin Sessizlik / The Deep Silence

Ölüler ağlayamaz.
Ölüler çığlık atamaz
Ölüler gülemez
Ölüler yargılayamaz
Ölüler inkar edemez
Ölüler isyan edemez
Deads can't cry
Deads can't scream
Deads can't laugh
Deads can't judge
Deads can't deny
Deads can't riot

Kırmızı / Red

Gökyüzü, masmaviydi. 
Denizler de öyle. 
Doğa yeşil bir bakireydi. 
Tek eksik olan renk kırmızıydı. 
Onun için insanın var olması yeterliydi.

Dünya'yı kırmızıya boyadılar.
Kaçacak yerimiz olmadığını bilelim diye.
Diğer gezegenlerden daha güzel gözüksün diye.
Ne kadar güçlü olduklarını tüm evren görsün diye.


The sky was deep blue. 
So as the seas.
 The nature was a green virgin.
 The only missing colour was red.
 Existence of human was enough for it.

They painted the world to red.
To let us know that there is no place to run away
To make it look better than other planets
To show the universe how powerful they are


13 Mayıs 2013 Pazartesi

Evrim / Evolution

Milyonlarca yıllık süreç ve insan hâlâ mükemmel bile değil. Tanrım, daha ne kadar zamana ihtiyacın var bilmek istiyorum. Çünkü umudumu kaybetmek üzereyim.


Million years of progress and human is not even close to perfect. Oh lord, I want to know I wonder how much longer do you need. Because I am about to lose my hope.


12 Mayıs 2013 Pazar

Şarap / Wine

Sudan umduğunu bulamayan ve üzüm yemek istemeyenler, şişelerin peşine düştü. Rengi, köpüğü fark etmedi. Her türlü rahatlatıyordu. Cüzdanının genişliği önemli değildi. Nasılsa aradığını bulurdun. Tek başına içersen yalnız olsan da rahat, birlikte içersen kırılgan olsan da mutlu olurdun.


Those who couldn't find what they are looking for from water and those who don't want to eat grapes, started chasing bottles. Its colour, sparkle doesn't matter. It was making relaxed in any case. Length of your wallet wasn't matter. You could find what you were looking for anyway. If you drink alone altough you were lonely you could relaxed. If you drink together altough you get fragile you could be happy.


Top Model

Flaşlar çıplak tenini parlatıyor. Herkes sana özeniyor. Parana ve güzelliğine. Sen sanat için yapıyorum desen de aslında kendin için yapıyorsun. Herkes tatmin oluyor.


Flashes are shining your naked skin. Everybody envies you. To your money and beauty. Altough you say I am doing for art, you are doing for yourself. Everybody satisfies.



6 Mayıs 2013 Pazartesi

Sahip / Owner

Sorgulamaktan kendimi alamıyorum. Sahip olmadıklarım bana sahip oluyor çünkü onları düşünmeden edemiyorum. İç çekerken aldığım havayı pişmanlıkla geri veriyorum.

I can't stop questioning myself. What I haven't has me because I can't stop thinking them. I exhale the air with regret which I breathed when inhaling.

7 Nisan 2013 Pazar

26 Ocak 2013 Cumartesi

Çikolata / Chocolate

Dile tatlı bir dokunuş arzularsın. Mutlu ettireceğine inanırsın. Paketini açarsın ve paylaşacak sevgi dolu bir çift dudağın daha olmadığı için tüm çikolatayı sen yersin.


You desire a sweet touch to the tongue. You believe it'd make you happy. You unpack it and because you don't have one more lovely lips you eat whole the chocolate.

17 Ocak 2013 Perşembe

Karın Tokluğu / Working For Peanuts

Ruhu aç, hayalleri yokken de yaşayabilir insan.


Human can live when his soul is hungry and has no dreams.