29 Aralık 2011 Perşembe

Geç / Late

Doğru yere,
Doğru insana,
Doğru zamanda,
Varmak için koştum.

Yine geç kaldım.
Her zaman olduğu gibi.



I ran to get
The right place
The right person
In the right time

I was late again
Just like all the time


27 Kasım 2011 Pazar

Yurtdışı / Abroad

"Belki çok zengin ve tanınmış değiliz. Kalabalık ve güçlü de sayılmayız. Ama insan gibi yaşayabiliyoruz." dediler. 

Bunu İngilizce söylediler. Ben de dinledim.


"We might not be very rich and famous. We are not that crowded and powerful either. But we can live like human beings" they said.

They said it in English. And I listened.

22 Kasım 2011 Salı

Tıpkı / Just like

Bugün hiç tanımadığım bir kadına
Sırf sana benziyor diye
Lanet okudum

Today I cursed upon a woman
Whom I never know
Just because she look likes you

21 Kasım 2011 Pazartesi

Batı / West

Teknolojiyi almadık. İlkel kalmak istedik. Marifet sandığımız gelişmemişliğimizle.
Ahlâksızlığı da almadık. Hâlâ ilkel kalmak istiyoruz. İçinde çürüdüğümüz sözde ahlâkımızla.



We didn't get the technology. We want to stay primitive. With our immaturity which we thought as skill.
We didn't get the immorality either. We still want to stay primitive. Within the so called morality which we rot.


20 Kasım 2011 Pazar

Yol / The Path

Geçmişe dönüp baktığımızda yıkık heykellerimizi görüyorsak, yenilerini dikmemizin vakti gelmiş demektir. Eskilerin izlerini unutmadan ve onlar için üzülmeden.



When you look back to past and see our broken statues, it's time to build the new ones. Without forgetting old ones' trails and not being sad for them.

15 Kasım 2011 Salı

Aort / Aorta

Hiç kalbinde hapsoldun mu?



Have you ever be imprisoned in your heart?

Made in China

İnsan olmayı unuttum. Harcamak için milyarlarca ruh, kırmak için milyarlarca kalp, çalıştırmak için milyarlarca beden ve yok etmek için milyarlarca umut var çünkü.


I have forgotten being a human. Because there are billions of soul to spend, billions of heart to break, billions of bodies to set to work and billions of hopes to destroy.

Sana Gerçeği Vaadediyorum / I Promise You The Truth

Yani kısacası, hiçbir şeyi...



So, simply nothing.

Nefret / Hate

Cehennemde yanışını patlamış mısır seyrederek izleyeceğim!

I will watch you burning in hell with eating pop corns!

13 Kasım 2011 Pazar

Eller / Hands

Ellerin çok soğuk. Ellerin özlemiyle donmaya direniyor. Destek olacak, dokunacak ellerin özlemiyle. Hep istersin ama söylemeye çekinirsin. Üşümek bir utançtır. Seni parmaklarıyla gösterirler. Dokunmadıkları ellerin işaret parmaklarıyla. Ağlamak istersin kendi ellerini yüzünde hissetmek için. Ağlamaya değecek kimsen yok.


Your hands are so cold. They are resisting with longing of hands. With longing of hands which will support and touch. You always want but be shy about it. Freezing is a shame. They show you with their fingers. With point finger which belongs to the hands that don't touch. You want to cry to feel your hands on your face. You have no one that deserves to be cried.



Cennet / Heaven

Sevilmeden ölenleri cennette kim sevecek?
 Çocuk sahibi olmadan ölenler mi?
Sevmeden ölenler cennette kimi sevecek? 
Katledilen çocukları mı?
Sevişmeden ölenler cennette kimle sevişecek? 
Aşık oldukları ancak hiç ulaşamadıklarıyla mı?


Who will love those who died without being loved? 
Those who died without having babies?
Who will be loved by those who died without loving? 
Murdered children?
Who will make love with those who died without making love? 
Those who fell in love with but never reach?




Çöl / Desert

Kimse seni önemsemiyor. Yalnız olman onları ilgilendirmiyor. Onların ilgilendiği başkaları var. Onlar sevgiye ihtiyacın olduğunu umursamıyorlar. Onları seven insanlar var. Sana bir şans tanımıyorlar. Onların suladıkları başka topraklar var. Sen gözyaşlarınla beraber yaşamaya devam ediyorsun.



Nobody cares about you. Your loneliness don't interest them. There are others that they are interested. They don't mind that you need love. There are people who love them. They don't give you a chance. There are other lands that they water. You keep living together with your tears.


1 Kasım 2011 Salı

Hint Kumaşı / Indian Silk

Her insan özeldir ama sen bunu biraz fazla abarttın.



Every person is special, but you exaggerated it too much.

Kraliçe / Queen

Keşke dünyayı kadınlar yönetseydi.



I wish the woman could rule the world.

Katiller

Bazı insanlar içlerindeki çoçuğu öldürmez. Bunu onların yerine başkaları yapar.



Some people don't murder the child in theirselves. Other people do this to them instead.

30 Ekim 2011 Pazar

009

Yalnızlığından kurtulmak için tırmandığın kuyudan çıktıktan sonra sana tekme atıp seni o kuyuya geri düşürürler.

After you go out from the well which you climbed up to get free from your loneliness, they kick you and make you fall back to that well.

4 Ekim 2011 Salı

Klişesiz / Without Cliché

Genç delikanlı sokağın köşesinden geçerken elleri kitapla dolu olan kıza çarptı. Kızın kitapları yere düştü. Delikanlı özür diledi, kız önemli değil dedi ve kitapları toplamaya başladılar. Hepsi toplandığında kız gülümseyerek teşekkür etti ve yoluna devam etti. Genç delikanlı, kızdan hoşlandı.

Bir daha karşılaşmadılar.


When walking through corner of the street, young boy hit a girl who carries lot of books. Girl' books felt down. Boy apologized, girl said it's ok and they started picking up the books. When all of them get picked up girl said thanks with a smile and she got back on the road. Young boy liked her.

They never come across again.

Desibel / Decibel

Kulaklığımı takıyorum. Duymak istediğim sesleri dinlemek için. Sen çok sessizsin. Sen yoksun.

Kulaklık kulaklarımı ısıtıyor. Senin sesin ısıtamadığı için.

Bir kalbim olduğunu hissetmiyorum. Hiçbir şarkı senin yerini doldurmuyor.

Her gün aynı müzikler. Her gün cezane marşı. Hiç ceset yok.

Üşüyorum. Gözyaşlarım çıplak bedenimi ısıtıyor. Sen yoksun. Dudakların yok. Bu yüzden çok sessizsin.


I am wearing the headphones. To listen to sounds I'd like to hear. You are so silent. You don't exist.

Headphones are warming up my ears. Because your voice can't.

I don't feel I have a heart. No song replaces your place.

Everyday same musics. Everyday same funeral song. There are no bodies.

I am freezing. My tears are warming up my naked body. You don't exist. You have no lips. That's why you are so silent.





21 Eylül 2011 Çarşamba

Böyle Söyledi Derviş / Thus Said Zarathustra

Sabretmenin bir halta yaramadığını anladığın zaman, Nietzsche sana göz kırpıyor demektir.



When you realize being patient doesn't do a shit, it means Nietzsche has to be blinking at you.


İlgisizlik / Apathy

İnsanlardan çoğu zaman istediğiniz cevapları alamazsınız. Yanlış sorular ve sessizlik herşeyi bitirebilir.



Most of time you can't get the answers you are looking for from people. Wrong questions and silence can end everything.




18 Eylül 2011 Pazar

Boğa / Bull

Kırmızıya karşı keskin bir nefreti vardı. Kendi rengi dışındakilere dayanamıyordu. Kendi cinsi dışındakileri av olarak görüyordu. Boynuzlarını sivrileştirmekten dişleri döküldü. Boynuzlamak için konuşmaya gerek yoktu.

Sürünün altında ezildiler. Çirkin bir fikir yarışı ve çirkin boğalar yüzünden. Her ne kadar kanın rengi kırmızı olsa da boğalar bundan rahatsızlık duymuyordu. Çünkü yeterince kanadıklarında ölüyorlardı.



He had a pure hatred against red. He couldn't bare others except their colours. He was seeing other species as preys. Because he made his horns sharper, his teeth has got lost. There was no need to talk for horning.

They got crushed under the horde. Because of an ugly idea race and ugly bulls. Altough the colour of blood was red, bulls weren't uncomfortable with. Because when they bleed enough they were dying.

Saltanat / Reign

Yediklerine dikkat ediyorlardı. Yaptıklarına değil. Eski kafalı saltanatı yaşatmak için sağlıklı olmaları gerekiyordu. Eski düşüncelerinin sıcak servisini yapmak için garsonlara ihtiyaç vardı. Onları da koruyup kolladılar.

Gençler itiraz ettiler. Megafonları olmadığında bağırdılar. Yaşlı kulaklar işitsin diye. Yumurta attılar, sesleri yetmediğinde. Yürüdüler, sürecek arabaları yok diye. Pankart açtılar basın kör edildiğinde. Yaşlı keçiler inat etti, ordularını saldılar. Piyonlar susturuldu karşı tarafa geçemeden.

Gençlik ne olacağının bilincinde çabalıyor. Saltanat sonsuza kadar sürmesin diye.



They were being careful about what they eat. Not for what they do. They had to be healthy to rule old minded reign. They had need waiters to serve hot of their old ideas. They protected them too.

The youth protested. They shouted when they had no megaphones. So the old hears could hear. They threw eggs, when their voice weren't enough. They walked, because they had no cars to drive. They unfurled banners when the press get blinded. The old goats went stubborn, they released their armies. Pawns get silenced, before they could get to the other side.

The youth keeps struggling with conscious. So the reign can't last forever.

Risk

Daha fazlasını isterken elindekileri kaybetmek iğrençtir. Hayallerinle gerçekliğin karışımı zehirli bir iksir gibi. Tereddütlerin vardır, geçmişteki başarısızlıklarının yaralarıdır onlar. Öpmek istediğin dudakların açtığı yaralar. Risk almaya gözün yemediği için kendini yiyip bitirirsin. Sonra sorarsın kendine bu kadar zor olmak zorunda mıydı diye. Yerdeki düşmüş hayaline bakarken.


It's disgusting to lose what you have when you want more. Mixture of your dreams and reality is like poisonous elixir. You have hesitations. They are the scars of your failures from past. The scars caused by the lips you want to kiss. Because you can't take the risk you eat yourself alive. Then you ask yourself, was it have to that hard. When you are looking down to your fallen dream.


Dünya Benim Sanıyordum / I Thought The World Was Mine

Film ve dizilerde, televizyonlarda, gazetelerde gördüğüm yabancı ülkeler, belgesellerde yayınlanan doğa. Aslında uzak değiller o kadar. Parmak uçlarımla milyonlarca şeye ulaşabilirim internetten. Ama mutlu etmez bunlar beni. Göremedikten sonra o uzak insanların gözlerindeki ışıltıyı, duyamadıktan sonra doğanın sesini, koklayamadıktan sonra egzotik bitkileri, tadamadıktan sonra onların yediklerini, dokunamadıktan sonra topraklarına ben ekranlarda görmüşüm ne yazar.

Birbirimizden uzaktayız. Dünya'yı ülkelere böldük. Çok lazımdı değil mi bu kadar çok ayrılmak ve savaşmak?

Bir reklamda diyordu, "Dünya sizin. Onu iyi kullanın." diye. Televizyonu açtıktan sonra görmüştüm.



All the foreign countries I've seen in movies and tv series, televisions, newspapers, the nature in the documentaries. Actually, they are not that far away. With my fingertips I can reach millions of things thru internet. But all of them won't make me hapy. What's the point of seeing on screen if I can't see the sparklings in the eyes of those people, if I can't hear the sound of nature, if I can't smell the exotic plants, if I can't eat what they are eating, if I can't touch their lands.

We are far away from each other. We have divided the world to countries. It was necessary to fight and get divided a lot, wasn't it?

In a commercial it was saying, "The world is yours. Use it well." I was saw it after turning on the TV.








Kanser / Cancer

Acı çekiyorsun. Çünkü sürekli kendinle, içindekilerle savaşman gerekiyor. Kendinle daha ne kadar savaşacaksın bilmiyorsun. Ne iyileşip rahatlayabiliyor, ne de ölüp kurtulabiliyorsun. İşkence bu! İsyan ediyorsun ama aynı zamanda umursamıyorsun. Ya gözardı ediyorsun ya hoşuna gidiyor. Pes etmemek, savaşmak daha iyi hissetmeni sağlamıyor. Çünkü yorgunsun, inat ediyorsun, hastasın sen, kanser hastasısın.

Kendini yiyorsun. Kendinden besleniyorsun. Kendini sömürüyorsun. Kendine iltimas geçiyorsun. Ne zaman doyacaksın?

Bölünmek istiyorsun. Neyle? Kaç parçaya? Hangi cerrahla ? Niye?! Peki, seni kim tedavi edecek? O mükemmel bir doktordu. Belki bu halini öngörmüştür. Her şeye rağmen o elinden gelenin en iyisini yaptı, ama şu an ki haline bir bak. Neye dönüştüğüne, nelere göz yumduğuna, neyi desteklediğine, neyi istediğine, neden sustuğuna göre bak. Bak ve utan!

Seni çok seviyorum. Ama aynı zamanda sana acıyorum.

You are suffering. Because you have to fight with yourself and those who inside. You don't know how long you are gonna keep fighting with yourself. Neither you can recover and relax, nor you can die and rest. This is torture! You rise up but sametime you don't care. Either you ignore or you like it. Not giving up, fighting doesn't make you feel better. Because you are tired, you are being stubborn, you are diseased, you have got cancer.

You are eating yourself. You are filling with yourself. You are exploiting yourself. You are bestowing privelege on yourself. When are you gonna be satisfied?

You wanted to be divided. With what? To how many pieces? With which surgeon? Why?! And who is gonna threat you? He was a great doctor. He might have foreseen your situation. Regardless, he had done his best, but look at yourself. Look at what have you become, what are you passing over, what are you supporting, what do you want, why do you keep silent. Look and shame on yourself!

I love you so much. But meanwhile I feel sorry for you.

2 Mayıs 2011 Pazartesi

008

Cehennem yoktur. Cehennem cennetin yokluğudur.

There is no hell. Hell is the absence of heaven.

Yasak / Forbidden

Kuralları çiğnemeden duramam. Tadı hep taze gelir. Suçluluk duysam da bir süre doyurur beni ve sonra fazlasını isterim. Kirletmeyi severim. Kir de bir renktir. Kirlenmeyi severim çünkü beyaz sıkıcıdır. Delmek isterim. İçindeki neyse ona ulaşmak tatmin edicidir. Yok ederim. Her yokluk yeni başlangıçlara yer açar. Korsancılık oynarım. En kurnaz yol neyse onu seçerim. En iyi hazine çalabileceğin olandır.

I can't stop violating rules. They taste always fresh. Even if I felt guilt, it fills me up for a while and then I want more. I like making dirty. Dirt is a colour too. I like being dirty because white is boring. I want to penetrate. Whatever inside it is, reaching that is satisfying. I destroy. Every absence makes room for new beginings. I play pirate. Whatever is the most subtle way, I choose it. The best treasure is the one you can steal.

26 Şubat 2011 Cumartesi

Sürpriz yok / No surprises

Ertesi günün nasıl olacağını bilerek yaşamak ister miydin? Tahmin etmek ve tahminlerinin sonuçlarını bilmek. Aynı saçma, monoton gerçekliğin içinde kaybolmak. Cevaplar...Bulamadığın o lanet olası cevaplar...Yarın ne olacağını biliyorsun. Umutlanmanı sağlayacak birşey yok ortada. Sürpriz yok.

Cehenneme hoşgeldin.

Would you want to live knowing how is your tomorrow will be like? Guessing and knowing results of your guesses. Getting lost in the same ridicilous, monotonous reality. Answer... The damn answers you can't find... You know what's gonna happen tomorrow. There is nothing there to become hopeful. There are no surprises.

Welcome to hell.

26 Ocak 2011 Çarşamba

007

İnsan aşka o denli saplanır ki sevdiğini bile aldatır.

Human get stuck in love so deep that can cheat on beloved one.

006

Nerde, ne zaman ve ne şekilde doğmak istendiğin sana sordular mı?

Did they ask you where, when and how would you like to born?

23 Ocak 2011 Pazar

005

Dünya o kadar kirli ki temiz kalmak bile acı veriyor.

The world is so dirty, even being clean hurts.

004

Kendisini arayan bir ayna, kendisini asla bulamaz.

A mirror which looks for itself, can never find itself.

003

İhanet plastik gibidir. Senelerce yok olmaz.

Betrayal is like plastic. It won't get destructed for ages.

002

Cehenneme böyle mi hazırlanıyorsun ?

Are you preparing to hell like this?

001

Öldürüyorum, öyleyse varım!

I kill, therefore I exist!

21 Ocak 2011 Cuma

Kulaklık / Headphones

Dünya çok gürültülü bir yer.  Uzaydan farklı. Bir benzer yanı var. Çığlığını kimse duyamaz. Çok fazla ses var. Çok fazla yanlış ve çok fazla doğru var. Kahkahalar, hıçkırıklar, müzikler, sözler… Ama sessizlik, o kahrolası sessizlik yok! Hiçbir şeyi kontrol edemiyorsun. Kimsenin ve hiçbir şeyin uzaktan kumandasına sahip değilsin. Sen bile... Kaç kere çeneni kapatmayı beceremediğin için pişman olmadın mı?
Kulaklarına tecavüz ettiler. Hem de defalarca kez. Kulaklarını kapatmak, kulaklık takmak yetmedi. Bir kez duyduktan sonra duymaya devam edersin. Bazen sağır olmak istersin. Karmaşanın içinde güzel olanları ayıklarsın. Bazen kaçınılmaz olanlardan bile zevk alırsın.
Aslında bir sessizlik var. Kafanın içinde. Duymayı arzuladığın seslerin eksikliği. Zamanı geldiğinde hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını bilmek. Bu bile senin için yeterli değil mi?  

The world is a really noisy place. It's different than space. There is one similiarity. No one can hear your scream. There is too much sound. There are so many wrongs and rights. Laughters, sobs, musics, lyrics... But silence, there is no goddamn silence! You can't control anything. You don't have to remote control of anyone and anything. Even you... Haven't you ever regret because of not shutting your mouth?

They raped your ears. And what's worse, many times. Closing your ears, wearing headphones weren't enough. Once you hear, you keep hearing. Sometimes you want to be deaf. You pick up good ones in the distruption. Sometimes you even get pleasure from the inevitable.

Actually there is a slience. Inside your head. Lack of the sounds you want to hear. Knowing when the time has come nothing is going to be same old again. Isn't that even not enough for you?

4



Evren yaşamak için uygun değildi. Bu yüzden Dünya’ya hapsoldun. Denizler nefes almak için fazla havasızdı. Bu yüzden kıtalara çıktın. Bu kadar açık alan tehlikeliydi. Bu yüzden sürekli göç ettin. Her yerde savaş vardı. Bu yüzden sınırlar çizildi ve bir ülkede yaşamaya başladın. Ülkenin her yeri aynı kalitede değildi. Bu yüzden uygun olan şehri seçtin. O şehrin her yerini beğenmedin. Bu yüzden bir mahalle belirledin. Ama yine de güvende hissetmedin. Bu yüzden bir eve sıkışıp kaldın. Evde de mutlu değildin. Ya annenle baban kavga ediyor, ya da yakınlarından rahatsız oluyor, tacize uğruyordun. 4 duvarla çevrili odanda bile. Bu yüzden etrafına 4 duvar daha ördün ve kendini içine hapsettin. Ama bir şeyi gözden kaçırdın. Yalnız değildin. Kendinden kaçamadın. En kötüsü de Dünya’dan kaçamadın. En derin kuyunda bile seni boğdular. Rüyalarına girdiler. Hayallerini vazo kırar gibi kırdılar. Ruhuna tecavüz ettiler…

Peki, şimdi ne yapacaksın?

The universe wasn't the right place to live on. That's why you got trapped in the world. Seas were too airless to breathe. That's why you step up onto continents. All of this open field was dangerous. That's why you  continiously immigrated. There were wars everywhere. That's why borders are drawn and you started living in a country. Not every part of the country was in same quality. That's why you chose the suitable city. You didn't like every part of the city. That's why you designated a district. But still, you didn't feel safe. That's why you got trapped in a house. You weren't happy in the house either. Either your parents were fighting, or you were getting disturbed by your relatives, being harassed. Even in your room which surrounded by 4 walls. That's why you set up another 4 walls and you got trapped yourself in it. But you missed one point. You weren't lonely. You couldn't get away from yourself. The worst thing is, you couldn't get away from the world. They drowned you even in your deepest well. They got into your dreams. They broke your dreams like breaking vases. They raped your soul...

Now, what are you gonna do?

Issız Kutup / Deserted Pole


Üşüyorum. Küresel ısınma yok. Dünya aslında çok soğuk, belki de herkes bu yüzden şikayet ediyor. Isınanlar sessiz. Onlar mutlu ve mutluluklarını etrafa saçıyorlar. Ben onlardan etkilenmiyorum. İzlediğim belgesellerde Güneş görmek beni ısıtmıyor.

Üşüyorum. Çünkü çırılçıplağım. Bedenim buz gibi, ruhum ondan da soğuk. Dudaklarım yalnız ve kuru. Onları ısıtacak kimsem yok.  Rujun, sevdiğiniz bir kızın dilinin tadı nasıldır gibi sorular sormayın bana. Size cevap vermek istemiyorum. Yalnızlık bir felaket ama bana bağış yapmayın. Bana acımayın. Beni parmakla göstermeyin. Dedikodumu yapmayın. Sadece susun. Bırakın bir tek o konuşsun. Eğer yaşıyorsa ve sesimi duyuyorsa.

Üşüyorum. Donarak ölmek, ölmenin en acısız yollarından biridir derler. Sizi hissizleştirirmiş. Soğuğun içinde boğulurmuşsunuz. Düşünmezmişsiniz ve sonunda Azrail sizi ışınlarmış. Peki, ben neden yaşıyorum? Neden ölmüyorum? Bu bir işkence ve hâlâ hissediyorum. Hâlâ bilincim açık.

Üşüyorum. Belki ağlarsam ısınabilirim. Yoğunlaşma ısı verir derler. Fakat bu yakın bir zamanda mümkün olmayacak. İnsanlar ağlamak istemiyor olabilir. Belki de ağlamanın sonunun gelmeyeceğini bildikleri için.

Üşüyorum. Ben ıssız bir kutupta bir hapishanede tutsağım. Benzerleri gibi bulunduğum yerdeki tek tutsak benim. Ben cezalandırılıyorum. Peki, ben kimi cezalandıracağım? Tanrı’yı mı? Dünya’yı mı? İnsanlığı mı? Zaten tebeşirle duvarıma geçen günleri işaretlemekten bıkmış kendimi mi?

Üşüyorum ama kimi cezalandırmam gerektiğini buldum. Evet! Yanıma geldiği zaman kollarıma kendimi bırakacağım. Neden bu kadar geç kaldın, gibisinden sorularla onu sorgulayacağım. Kendi suçlu hissedecek. Hissetmeli. Pişman olacak. Olmalı. Çünkü o da diğerleri gibi kör, sağır ve hissizdi. En azından geldi. Elleriyle gözyaşlarımı silecek. Islak gözlerimin içine bakacak ve sıcacık nefesiyle beni dudaklarımdan öpecek. Sonunda ısınmaya başlayacağım. Gözlerim kapalı ama ıslak kalmaya devam edecek. Beni tekrar ve tekrar öpecek çünkü gözyaşlarıma dayanamayacak. Belki ağlayabilir bile. Gözlerimi açacağım. O gülümseyecek tıpkı benim gibi. Onu soyacağım, üşümek neymiş öğrensin diye. Pürüzsüz teni beni ısıtacak. Kalplerimiz eriyecek ve yumuşacık olacak. Yumuşak sol göğsünün altındaki kalbini hissedeceğim. Cezalandırma bittiğinde artık teşekkür etmek ve özür dilemek isteyeceğim. Göbek deliğini hissetmek isteyeceğim. Doğduğu için teşekkür etmeliyim. Elimi daha aşağı indireceğim. Dişi olduğu için minnettar olmalıyım. Üşümeye başlayacak ve onu ısıtmam gerekecek. Gerekeni yapacağım. Konuşmayacak sadece tatlı çığlıklar atacak. Dünya’nın en şehvetli ve tatlı sesi olacak ki uzun zamandır duymayı istiyordum. Hemfikir ve mutlu olacağız. Sadece onunla konuşmak isteyeceğim. Zamanı geldiğinde aynı anda kendimizi kaybedeceğiz. Hapishanem çökecek ve dışarı çıkmamış gerekecek. Son kez harabesine bakacağız. Umarım onun da hapishanesini yıkmış olacağım. Son olmasını diledikten sonra yeni bir başlangıç yapacağız. 2 kelime ile…

Seni seviyorum ve
Artık üşümeyeceğim.  


I am freezing. There is no global warming. The world actually is really cold, maybe that's everyone is complaining. Those who get warm are silent. They are happy and scattering their happiness around. I am not affected by them. Seeing the sun in documentaries I am watching doesn't make me warm.

I am freezing. Because I am completely nude. My body is like ice, my soul is even colder than it. My lips are lonely and dry. I have no one to make them warm. Don't ask me questions like, how is the taste of lipstick, the girl you love. I don't want to answer you. Loneliness is a disaster, but don't grant a compensation on me. Don't feel sorry for me. Don't show me with finger. Don't gossip about me. Just be silent. Just let her speak. If she lives and hears my voice.

I am freezing. They say, freeze to death is one of the most painless ways of dying. It'd made you numb. Ypu'd not think and in the end death angel'd  beamed you up. So, why am I living? Why am I not dying? This is a torture and I can still feel it. I am still conscious.

I am freezing. I could warm up if I cry. They say, condensation warms up. But that's not gonna happen in short term. People might not want to cry. Maybe because they know there will be no end for crying.

I am freezing. I am a prisoner in a deserted pole. Such as like the others, I am the only prisoner in here. I am being punished. So, who am I gonna punish? The god? The world? The humanity? Me who already fed up with marking passing days on the wall with a chalk? 

I am freezing, but I found who to punish. Yes! When see came near me, I'll fall into her arms. I'll question her with questions like why were you so late. She's going to feel herself guilty. She should. She'll rue. She should. Because she was blind, deaf and numb like the others. At least she came. She'll dry my tears with her hands. She'll look in my wet eyes and kiss me in the lips with a warm breath. Then I'll start warming up. My eyes will be shut but remain wet. She'll kiss me again and again, because she won't resist my tears. She might cry as well. I'll open my eyes. She'll be smiling just like me. I'll strip her, to show what is freezing. Her smooth skin will warm me up. Our heart will be melted and soft. Under her soft left breast, I'll feel her heart. When the punishment is over, I'll wanna thank and apologise. I'll want to feel her navel. I should be thankful because she was born. I'll lower my hand down. I should be grateful because she was female. She'll start freezing and I'll need to warm her up. I'll do what had to be done. She won't talk, but only scream sweetly. It'll be the most amorous and sweet voice in the world which I was wanting to hear for a long time. We'll be in one mind and happy. I'll only want to speak with her. When the time has come, we'll lose ourselves in the same time. My prison will be collapsed and we'll have to get out. We'll take a last look at its wreck. I hope I'll demolish her prison as well. After we'll wish for it to be the last, we'll make a new start. With 3 words...

I love you.

And I won't freeze again.